URFA NUR & YENİ IRMAK

"Hem madem Risale-i Nur'un mesleği hıllettir. Ve Urfa ise, İbrahim Halilullah'ın bir menzilidir. İnşaallah hıllet-i İbrahimiye parlayacaktır."
Bediüzzaman Said Nursi (r.a)

DOĞUM GÜNÜ HEDİYESİ

12/6/2009 · Kategori: Gunun Hikayesi


Fırına geldiğimde ortalıkta ekmek görünmüyordu. Eski bir dostum olan fırıncı,"Biraz bekleyeceksin hocam," dedi."İki-üç dakikaya kadar çıkartıyorum."Kenardaki tabureye oturup beklemeye koyulurken, içeriye yaşlıca bir adamın girdiğini gördüm. Eskimiş ceketinin sol yakası altında bir madalya parıldıyor ve yürürken hafifçe topallıyordu. Selam verdikten sonra, fırıncının tezgahına yaklaşarak, "Ekmeklerimi alayım," dedi."Benim ikizler acıkmıştır."Fırıncı, adamın kendesine uzattığı torbayı alarak tezgahın altına eğildi ve bir gün öncesine ait olduğu anlaşılan ekmeklerden dört-beş tane çıkardı.Ben o arada oturması için kendi yerimi o adama vermiş,tezgahın yanına iyice yaklaşmıştım. Ekmeklerden birkaç tanesinin şekli değişmiş, katılaşmış, taş gibi olmuştu.Fısıltı şeklinde fırıncıya sordum. Neden taze ekmeği beklemesini söylemiyorsun? Biraz sonra çıkacak ya!.."Bayat ekmekleri kendisi istiyor." dedi fırıncı. "Çok fakir olduğundan, ona yarı fiyatına veriyorum.""Kim bu adam?" diye sordum. "Kore gazilerinden " dedi. "Oğluyla gelini bir trafik kazasında vefat edince, ikiz torunlarını yanına almıştı. Yıllardır onlara bakıyor, hem de çok az bir maaşla."Fırıncının anlattıkları karşısında içimin yandığını hissediyor ve ufak da olsa bir şeyler yapmak istiyordum."Aradaki farkı ben vereyim," dedim. "Hiç olmazsa bugün taze ekmek yesinler." Fırıncı, teklifimi kabul etti ve biraz sonra da, fırından yeni çıkan taze ekmekleri adamın torbasına doldururken şekli bozuk, bayat ekmekleri de tezgahın altına koydu."Çok şanslısın hacı amca," dedi. Çocuklar için sana bugün pasta gibi ekmek vereceğim."Yaşlı adam, bir evlat sevgisiyle kucakladığı torbayı göğsüne bastırırken. "Allah, senden razı olsun evladım" dedi.
"Bugün onların doğum günü olduğunu nereden biliyordun?"

Cüneyd SUAVİ

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

ŞİKÂYETE HAKKIMIZ YOK

18/5/2008 · Kategori: Gunun Hikayesi

Bir kimse, Mevlânâ Celâleddin-i Rumî’nin huzurunda geçim darlığından ve fakirlikten şikâyette bulundu. Bunun üzerine Mevlânâ o kimseye: “Eğer sana, organlarından birini mesela gözünü alıp yerine bin altın verelim deseler, râzı olur musun?” diye sordu.

 

O da: “Hayır, râzı olmam,” diye cevap verdi.

Bunun üzerine Mevlânâ şöyle buyurdu: “Ey kardeşim! Mâdem ki râzı olmazsın, niçin geçim sıkıntısından şikâyette bulunursun? Fakirim diyorsun? Bu kadar altından daha kıymetli organlara sahipken, vücudun sıhhatte ve âfiyette iken, niçin bunları sana bedavadan bağışlayan Allah’a şükretmiyorsun?

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Otuz Altın Hammad

10/5/2008 · Kategori: Gunun Hikayesi

         Bir zamanlar Bağdat'ın en zenginlerindendi. Dünyalık adına nesi var nesi yoksa dağıttı. ... ve  Bağdat'ın  en fakiri oldu.Bir gün kapısını çalarlar. Evde değildir, bir müddet beklerler. Tam sonra geliriz diye ayrılmak üzere idirlerki gelir.  Elinde yiyecekler. Sofraya otururlar. Yemek esnasında içeriye o ana kadar görmedikleri yabancı biri gelir bir şey söylemeden Hammad'a otuz altın uzatır. Hammad'ın rengi gider, sarsılır ve:- Almam!- Alacaksın.Yabancı adam o kadar ısrar ederki, Hammad almayacağı konusunda herkesin duyacağı şekilde yemin eder. O anda birkadın seslenir:Bakın siz şunun yaptığına ! Bugün bu yediklerinizi alabilmek için, başımdan başörtümü aldı, pazara gitti sattı, yiyecek aldı. Şimdi de verilen parayı o kadar ısrara karşın kabul etmiyor, bir de üstelik almam diye yemin ediyor.Sessizlkik.... Kadına hiç kimse cevap vermez... Sessizliğin ve sıkıntının hakim olduğu bir ortamda lokmalar boğazlardan aşağı yuvarlanır yuvarlanabildiği kadar. sonunda içlerinden bir dayanamaz ve sorar:- Hem böyle bir ihtiyaç içindesin, hem de sana verilen otuz altını kabul etmiyorsun. Söyleyebilirmisin neden?- Hanımımın başörtüsünü pazara götürüp satmak için dolaşırken bir ses duydum 'Bu işi bizim için yapıyorsun! Karşılığı sana tez ulaşır!' Eve dönüp o adamın bana otuz altını getirdiğini görünce, anladım ki, karşılığı geliyor. Onun için kabul etmedim.Aman! Aman! Dikkat! Dikkatli ol, bir iş yaptın da karşılık bekleme. Karşılık beklemek bir yana, karşılık ister gibi de durma

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Cibali Baba

27/4/2008 · Kategori: Gunun Hikayesi

Cibali Baba

Fetihten çok çok yıllar önce İstanbul'da küçük bir İslam azınlığı içinde “Cibali Baba” adında bir Veli yaşamakta imiş. Bu Dervişin vazifesi, Türk-İslam sevgisini Bizans'a aşılamak, onları Allahın Hanif dinine davet etmekmiş. Cibali Baba çevresinde herkesi sevgisi ile kendine bağlamış, onların güvenini kazanmış bir kişi olarak kendine Bizanslılardan büyük bir cemaat toplar. O herkesi çok sever, kimselere kıyamaz, bütün vaktini tekkesinde onlarla sohbet ederek geçirirmiş.

Artık Allahın uygun gördüğü fetih vakti yaklaşmıştır. Ordular hazırlıklarını tamamlamış Haliçten İstanbul’a gireceklerdir. Cibali Baba’nın içini bir üzüntü kaplar, ister ki kimseler zarar görmesin Müslüman ettiği gâvûrcukları ölmesin. İstanbul top tüfek ile değil, irşad ile fethedilsin. Çünkü senelerce o insanlar ile birlikte yaşamış, onlarla yemiş, onlarla sohbet etmiştir.

Hemen Sultan Mehmet Hana niyetini ulaştırır. Oturduğu semtin Osmanlı orduları tarafından topa tutulmamasını ister, Çünkü orada konu komşusu, birlikte yaşadığı sevdiği insanlar vardır. Sultan Mehmet Han önce bu talebini kabul eder.

Fetihte madde ve mana orduları birleşmiş, Ak Şemseddin, Molla Gürani, Emir Buhari, Molla Fenari, Ansar Dede, Zuhurat Baba ve İslam ricali toplanıp bir karar almışlardır, erenler fethin kılıçla topla gerçekleşeceği fikrinde birleşirler. Fakat ordu komutanları bu semte top atılmamasına bir anlam veremezler. İstanbul top atışları ile dövülmelidir. Burası çok önemli bir mevkidir. Daha doğrusu Haliçten giriş kapısıdır. Baskılara dayanamayan Sultan Mehmet Han, bu bölgeye top atılmasına izin verir. Topçular Cibali semtine gülle atmaya başlarlar. Fakat atılan güllelerin çoğu yere düşmeden geri gelmektedir. Hiç biri bu işe akıl sır erdiremez. Atılan her gülle yere düşmeden havadan tekrar suya geri düşmektedir. Bu sebepledir ki fetih iki aya yaklaşan bir süreye rağmen gerçekleşemez. Bizans’ın bu kadar gücü olmadığını Osmanlı ordusu bilmektedir. Dayanabilmesinin sırrı ne olabilir diye düşünmeye başlarlar. İşte bu büyük Veli'nin “Gavurcuklarım” diye bağrına bastığı o cemaate duyduğu büyük sevgi sebebi ile var gücünü gösterip atılan gülleleri havada eli ile yakalayıp tekrar suya göndermesidir.

İslam anlayışının Cihana şumul sevgisini gösteren bu gerçek, İstanbul'da bir semte adını veren “Cibali Baba'nın” bir kerametidir. Keramet Yüce Mevlâdan olup onun ikram etmesi ile olur.

Kuşatmanın uzamasından çok sıkılan Sultan Mehmet, bu hakikati Allahın kendisine ihsan etmesi ile büyüklerine danışıp Cibali Babaya elçiler gönderir. Bu işten vazgeçmesini, başka türlü fethin gerçekleşemeyeceğini bildirir. Ama Cibali Baba kararlıdır. O gavurcuklarım dediği, kendisini seven, aynı semtte birlikte yaşadığı evlatlarını korumak la görevli hisseder kendini. Bunun üzerine Sultan Mehmet ve Akşemseddin Hazretleri bütün geceyi dua ederek geçirirler. “Ya Rabbi! Ya benim ruhumu kabzeyle, ya da onun ruhunu kabzeyle yoksa Fethi gerçekleştiremeyeceğim” diye dua eder. İşte nasıl Allah’a yakarıp bir dua etmiştir ki bu mübarek dua Hakkın katında kabul edilip bütün duaların önüne geçmiştir. Cibali Babanın o gece Ruhu kabzolur ve fetih Sultan Mehmet’e nasip olur.

Cibali Babanın gâvurcuklarına duyduğu insani sevgi ile ölümü hiç düşünmemesi, Fatih Sultan Mehmet’in dua ile ruhunun kabzedilmesini isteyecek kadar İstanbul aşkı.

Bir yol vardır Allah ile kul arasında,

Dua ile geçilir o yoldan.

Kulun düşüncesini Rabbine sunmasıdır Dua.

“Duanız olmasa ne öneminiz olurdu benim nazarımda” der Yaradan. Dua kulundan kendisine kulluk, Rabbinden kuluna inen rahmettir. Dua bir bakıma kulun miracıdır. En yakın o zaman hisseder kendini Rabbine insan.

Hakkı överek yüceltirken, onun karşısında acziyetinin de farkındadır artık.

Onun Rab olduğunu bilmek ve kendinin onun kulu olduğunu anlatmaktır ona. Ve edilen duanın mutlaka kabul göreceğinden emin olmaktır asıl olan.

“Hayat dualarınız istikametinde seyredecektir.

İsteyin O mutlaka verecektir.”

 

 

Kaynak: http://www.netpano.com/makale/?makale=787

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

GÖRMESİNİ BİLEN GÖZLER

27/3/2008 · Kategori: Gunun Hikayesi

                              Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu bir cilde sahipti. "Badem" dediği gözleri ise şaşıydı.Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iş bulduğunu söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını söyleyerek kızı ameliyat ettiler.Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:"Sanki yeniden dünyaya geldim!" dedi. "Yüzümde hiçbir çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?"Yaşlı doktor: "Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!."diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!."

Cüneyd Suavi


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!