Denizliden ayrilik destani d.erzincanli (özel)

2009-04-10 18:04:00

Denizliden ayrilik destani d.erzincanli yeniı®mak Devamı

"İman edenlerler ALLAH c.c 'dan korkar."

1999-11-30 00:00:00

Yüce Rabbimiz.Haşr Süresi'nde şöyle buyurmakta:"Ey iman edenler! ALLAH'tan korkun ve herkes ,yarına ne hazırladığına baksın!ALLAH'tan korkun,çünkü ALLAH,yaptıklarınızdan haberdardır.ALLAH'ı unutan ve bu yüzden ALLAH'ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkan fasıkların ta kendileridir." (El-Haşr, 18-19)İman edenlerler ALLAH c.c 'dan korkar,bu korku her kişi için hususiyet teşkil eder.Çünkü cenab-ı hak ayet-i kerimesinde herkes demiş vurgu yapmıştır o veya bu değil herkes kendisini hesaba çekip muhasebesini yapacak.Yarına hazırlığına bakacak ve tövbe ve istiğfarla gözü yaşlı olacak: Burada yarından kasıt cenab-ı hak'ın çok bağışlayıcı olduğunu ve aynı zamanda yarın demesiyle çok adil bir mahkeme-i kübra açacağını ,"yarın ne hazırladığına baksın"ilk olarak; yani ey gaflete düşmüş kullarım siz geçmişteki hatalarınıza tövbe istiğfar edip,bana iltica ederseniz,ben sizin geçmişinizi örteceğim,ikinci olarak; yani sizin yapmış olduğunuz ibadetler ve bana itaatiniz boşu boşuna heba olup gitmeyecektir, tövbe edip bana iltica etmeyinin geçmişi sorgulacanaktır.Evet insan ciddi bir şekilde ALLAH'tan korkmalı ve yarın için ne hazırladığını gözden geçirmelidir.Bugüne nasıl hazırlanıyor, yarına nasıl hazırlanıyor,iyice düşünmelidir.Bugünün çok kısa,yarının ise ebedi olduğunu tekrar hatırlamalıdır.ALLAH'ın her yapılanı bildiğini unutmamalıdır. Bütün bunlardan sonra gayrete gelmeli ve ciddi bir azimle,hizmet aşkıyla ,ihlas dairesi içerisinde iştiyakla çalışmalı. Devamı

Elif-Ba -Harfler

2008-04-08 14:02:00

Lâmelif: Lâm ile Elif’in birleşmesidirLâmelif, Lâm ve Elif harfinin yanyana gelmesiyle oluşur. Bu da bizlere yazarken ve okurken kolaylıklar sağlar. Onun için Lamelif harfini de Kur’an harflerinden biri sayarız.       Devamı

Elif-Ba-Okunuşlar

2008-04-08 13:55:00

Devamı

İkinci Mektub

2008-04-07 00:10:00

İKİNCİ MEKTUP [O mezkûr ve malûm talebesinin hediyesine karşı cevaptan bir parçadır.] [O mezkûr ve malûm talebesinin hediyesine karşı cevaptan bir parçadır.] SALİSEN: Bana bir hediye gönderdin; gayet ehemmiyetli bir kaidemi bozmak istersin. Ben demiyorum ki: "Kardeşim ve biraderzadem olan Abdülmecid ve Abdurrahman’dan kabul etmediğim gibi senden de kabul etmem." Çünkü sen onlardan daha ileri ve ruhuma daha yakın olduğundan, herkesin hediyesi reddedilse, seninki bir defaya mahsus olmak üzere reddedilmez. Fakat bu münasebetle o kaidemin sırrını söyleyeceğim. Şöyle ki: Eski Said minnet almazdı. Minnetin altına girmektense ölümü tercih ederdi. Çok zahmet ve meşakkat çektiği halde kaidesini bozmadı. Eski Said’in, senin bu biçare kardeşine irsiyet kalan şu hasleti ise, tezehhüd ve sun’î bir istiğnâ değil, belki dört beş ciddî esbaba istinat eder. Birincisi: Ehl-i dalâlet, ehl-i ilmi, ilmi vasıta-i cer etmekle itham ediyorlar, "İlmi ve dini kendilerine medar-ı maişet yapıyorlar" deyip insafsızcasına onlara hücum ediyorlar. Bunları fiilen tekzip lâzımdır. İkincisi: Neşr-i hak için enbiyaya ittibâ etmekle mükellefiz. Kur’ân-ı Hakîmde, hakkı neşredenler diyerek insanlardan istiğnâ göstermişler. Sûre-i Yâsin’de    cümlesi, meselemiz hakkında çok mânidardır. Üçüncüsü: Birinci Sözde beyan edildiği gibi, Allah namına vermek, Allah namına almak lâzımdır. Halbuki, ekseriya ya veren gafildir; kendi namına verir, zımnî bir minnet eder. Ya alan gafildir; Mün’im-i Hakikîye ait şükrü, senâyı zâhirî esbaba verir, hata eder. Dördüncüsü: Tevekkül, kanaat ve iktisat öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şeyle değişilmez. İnsanlardan ahz-ı mal edip o tükenmez hazine ve defineleri kapatmak istemem. Rezzâk-ı Zülcelâle yüz binler şükrediyorum ki, küçüklüğümden beri beni minnet ve zillet altına girmeye mecbur etmemiş. Onun keremine istinaden, bakiye-i ömrümü de o kaideyle geçirmesini rahmetinden niyaz ediyorum. Beşincisi: Bir i... Devamı

Peygamber Emanetleri

2007-11-19 20:47:00

Feribot denizde süzülürken, güvertede, gecenin rengine boyanmış suları seyrediyordu. Aklı hâlâ sabahki vaazdaydı. Vaazı dinleyebilmek için Türkiye'nin her tarafından gelen binlerce insan, sabah namazında Süleymaniye'yi doldurmuş, hatibi beklemişti. Hatip saat on civarında gelmiş, herkes vaazla beraber ötelere yelken açmıştı. Hatibin sözleri kalblerde heyecan uyandırıyordu. Hele Muhammed İkbal'in, Çanakkale'de ölüm-kalım mücadelesi verdiğimiz günlerde Pakistan halkına söylemiş olduğu sözleri duyunca, kalbler duracak gibi olmuştu. "Ehl-i Salib'in bütün çılgınlığıyla Çanakkale'ye yüklendiği günlerdi..." diye başlamıştı hatip. "Çanakkale'de gencecik canlar, can pazarında can verirken, bir başka pazarda Muhammed İkbal, kendisini dinleyenlere: 'Cemaat, kendimi Allah Rasulü'nün huzurunda hissediyorum. Şu anda bana dese ki, Doktor İkbal, dünyadan bana ne getirdin? Ben de diyeceğim ki, Ya Rasulallah sana bir şişe içinde biraz kan getirdim. Bu kan Müslüman-Türk'ün Çanakkale'de döktüğü kandır ve ben bu kanı hiçbir şeye değişmem." Bu sözler kor gibi düştüğü her yüreği yakmıştı. Kalblerde oluşan ritimler gözlerde sağanağa, dillerde çığlık ve feryada dönüşmüştü. Bu heyecan kasırgasında hatip: "Benim gibilerine uzaktır o huzura gitmek; ama eğer o huzura çağrılsam ve Doktor İkbal'e dedikleri gibi bana da, 'Ne getirdin?' deseler, diyeceğim ki, Ya Rasulallah gedalar sultanlara ne verebilir ki... Ama yine de bir şişe getirdim. Bu şişe de günahına ağlayan ümmetinin gözyaşları var ve ben bunu cennetin kevserleriyle değişmem." demişti. Bu sözlerle beraber birden beyninde şimşekler çakmıştı: -Ya sen çağrılsan o huzura ve sana sorulsa... Tonlarca ağırlık yüklenmişti yüreğine. İnce bir sızı, bir burgu gibi içini oymuştu. Artık hiçbir şey duymuyordu... O gün nasıl bitti, ne zaman feribota bindi, hatırlayamıyordu. Şimdi zihninde tek bir şey vardı. Sitemle karışık, emreden bir ses: "Ne getirdin?" Bir ara başını kaldırıp gökyüzüne baktı. P... Devamı

Muzaffer Arslan Ağabey Hakk'a yürüdü.

2007-08-08 14:57:00

O Şimdi Hem Muzaffer, Hem de Arslandır ! Geçirdiği rahatsızlık sonucu kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden(02-08-2007) Bediüzzaman Said Nursi (r.a)'ın talebelerinden Muzaffer Arslan Ağabey (80), Gaziantep'te toprağa verildi.Cuma namazı öncesi Ulu Cami'nin avlusunu dolduran binler, Muzaffer Arslan Ağabey için dua etti. Cenaze namazı için cami avlusunda saf tutan kalabalık avluya sığmadı. Cenaze namazını, Ali Akgündüz Hocaefendi kıldırdı. Akgündüz, ehl-i iman için ölümün bir terhis tezkeresi olduğuna dikkat çekti. Akgündüz, "Muzaffer Arslan ağabeyimiz, ömür boyu Allah'a askerlik yaptı. İman ve Kur'an hakikatlerini Türkiye'mizde her tarafa yaymaya çalıştı. Onun ektiği tohumlar sümbüllendi, Türkiye güllük gülistanlık hale geldi. Bu hizmetlerin içinde Muzaffer ağabeyin büyük emeği var. 80 yıllık hayat, Kur'an ve iman yolunda geçti. Cenab-ı Hak, ondan ebediyen razı olsun. Biz, Muzaffer ağabeyimizi mümin, muvahhid, Allah'a kul, Peygamber'e ümmet, Kur'an'a talebe, iman ve Kur'an hakikatlerinin hizmetkarı olarak tanıyoruz. Hakkımız helal olsun. Makamı mekanı cennet olsun." diye konuştu.Cenaze namazı sonrasında Muzaffer ASLAN Ağabey in dava arkadaşı Mehmet ŞAYLAN, Muzaffer ağabeyin çileli yıllarda Nur Neşriyatı için verdiği mücadeleyi özetledi, ŞAYLAN ağabey konuşmasını " O şimdi, Hem Muzaffer Hemde Arslandır " sözleri ile tamamladıMuzaffer Arslan'ın cenaze namazına, Bediüzzaman'ın talebelerinden Mehmet FIRINCI, Abdullah YEĞİN ,Mustafa SUNGUR ağabeyler, Mehmet Kırkıncı Hocaefendi ve binlerce dava arkadaşı katıldı. Namazın ardından omuzlarda taşınan Muzaffer ARSLAN ağabeyin naaşı, Gaziantep Asri Mezarlığı'nda Nazım Gökçek Ağabey'in yanında toprağa verildi. Muzaffer Arslar Ağabey kimdir ? Muzaffer Arslan Ağabey'in Cenaze Namazı   kaynak: www.risale-inur.org -www.nurpenceresi.com -www.sorularlarisaleinur.com ... Devamı

Birinci Mektup

2007-03-07 13:55:00

بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ وَ بِهِ نَسْتَعِينُ Birinci Mektub بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ  بِحَمْدِهِ Dört sualin muhtasar cevabıdır          Birinci Sual: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar?   Elcevap: Hayattadır, fakat meratib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebebden bazı ulema hayatında şüphe etmişler.    Birinci Tabaka-i Hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıdlarla mukayyeddir.    İkinci Tabaka-i Hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâm'ın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyed değillerdir. Bazan istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın, Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve isbat eder. Hattâ makamat-ı velayette bir makam vardır ki, "Makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama gelen bir veli, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat bazan o makam sahibi yanlış olarak, ayn-ı Hızır telakki olunur. sh: » (M: 6)    Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İs... Devamı

İnsanı ahlaksızlığa yönlendiren en birinci muallim

2007-02-05 21:42:00

Sıkıntı, sefahetin muallimidir. Ye’s, dalalet-i fikrin; zulmet-i kalb, ruh sıkıntısının menba’ıdır. İnsanı ahlaksızlığa yönlendiren en birinci muallim, en etkili eğitici ‘sıkıntı’dır. İman ve ibadet, ruhun ferah ve saadet kaynaklarıdır. Bunlardan yoksun olan yahut tam istifade edemeyen insanlarda ruhî sıkıntılar baş gösterir. İnsanoğlu, kendisine düşen görevi tam olarak yaptıktan sonra sonuçları Allah’tan beklemesi gerekirken, bütün problemlerini kendi iradesiyle çözmeğe, bütün engelleri kendi kudretiyle aşmaya çalışır. Bunu başaramayınca da sıkıntıya düşer. İçindeki bu manevî sıkıntıyı ve ruhundaki bu tevekkül boşluğunu eğlencelerle, ahlâksızlıkla, içkiyle, uyuşturucuyla doldurmak ister. Üstadın ifadesiyle, “Muvakkat eğlenceler ve sefahetlerle aklını tenvim edip uyutur.” (Şuâlar)Dalalet-i fikrin kaynağının ‘yeis’ (ümitsizlik) olmasına gelince, umutsuzluğa düşen bir insan, denize düşenin yılana sarılması gibi, sapık ideolojilerde, yanlış itikatlarda yahut gerçekten uzak şahsî görüşlerinde bir teselli aramaya başlar. Bunların hiçbiri insanı tatmin etmediği, onun manevî sorularına cevap veremediği ve onun için bir teselli kaynağı olamadığı için, bunlara kapılan bir insanın vazgeçilmez akıbeti yine umutsuzluğa düşmek ve çaresizlik içinde kıvranıp durmaktır. Zulmet-i kalbin, ruh sıkıntısının kaynağı olması, genel bir kaide olmakla birlikte, burada öncelikle, günahkâr müminler söz konusudur. Zulmet kelimesi, şu hadis-i şerifi hatırlatıyor: “Her bir günah işlendiğinde kalpte bir kara leke hasıl olur.” İşte bu kara lekeler, o günahkâr mümini hem sorumlu kılar, hem de ruhunu sıkıntılar içinde bırakır. www.sorularlarisaleinur.com... Devamı

Benim rabb- ı rahim'im dünyayı bana bir hane yaptı

2006-12-24 13:10:00

  Evet ey insan! Sen her zaman başkalarına muhtaç bedenin ve hayvanî nefsin yönüyle; küçük bir parçacık, fakir bir mahluk, zaif bir canlısın ki; bütün dehşetli ve sürekli değişip duran varlıkların dalgaları içinde çalkalanıp gidiyorsun. Fakat Allah sevgisinin ışığını içeren imanın nuruyla nurlanmış olan İslamiyet’in terbiyesiyle kemale erip; insaniyet cihetinde (yönüyle), kulluk içinde bir sultansın ve bir bütünün içinde parça olnakla bir bütün, küçüklüğün içinde bir alemsin. Küçük olmana rağmen öyle bir makamın büyük ve yetkileri geniş bir sorumlususun ki, diyebilirsin: ‘Benim Rabbı Rahim’im dünyayı bana bir hane yaptı. Ay ve güneşi, o haneme bir lamba; ve baharı, bir deste gül; ve yazı, nimet dolu bir sofra; ve hayvanı, bana hizmetkâr yaptı. Ve bitkileri, o hanemin süs eşyaları yapmıştır.’                                                                    ... Devamı