RİSALE-İ NUR'DAN DUÂLAR-3-

2008-06-15 02:20:00

RİSALE-İ NUR'DAN DUÂLAR-3- Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Sekizinci Şuâ | 116   "Yâ Rab, beni kurtar, emân ve emniyet ver" Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Sekizinci Şuâ | 119   Ey Rabbimiz! Unutur veya hatâya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme. Bakara Sûresi: 2:286. Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Sekizinci Şuâ | 120   Ey Halim olan Allah'ım! Senin yardımınla açıklığa kavuşan bir ilmin sırlarıyla bana bir kerem lutfet ey Celâl sahibi! Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Sekizinci Şuâ | 122   Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Doğrusunu Allah bilir. Hata ve günahlarımdan, yanılgı ve yanlışlıklarımdan dolayı Allah'tan mağfiret diliyorum. Risale-i Nur'un okunan, yazılan ve havada temessül eden harflerinin dünyada, berzahta ve ahiretteki dakikalarının aşireleriyle çarpımından çıkan netice kadar, İmân ve Kur'an nimetinden dolayı Allah'a hamd olsun. Allah'ım, Hz. Muhammed'e, onun Âl ve Ashabına da o kadar salât ve selâm eyle. Bize ve Nur Talebelerine de o kadar rahmet eyle. Âmin. Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Münazarat | İfâde-i Merâm ve Uzunca Bir Mâzeret | 19   Alemlerin efendisine salât ve rahmet olsun (Duâ). ... Devamı

Ya Rezzak!

2008-06-14 23:55:00

Ya Rezzak!Hazinende yok yoktur ol dersin her sey olurYarattığın her canlının rızkı senin katında saklıdırVahyin mümin kalplerin selin akılların rızkıdırYa Rabbi! Sana muhtaç olmak en büyük zenginliğimdirSenin fakirin eyle beniSenin verdiğinle doymak en büyük lezzetimdirSofranda ağırla beni.   Devamı

Mâsumlara gelen felâketlerde, İnsanın anlayamadığı hikmetler var

2008-06-11 02:19:00

Arkadaş! Mâsum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehminin anlayamadığı bazı esbab ve hikmetler vardır. Yalnız, meşiet-i İlâhiyenin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan birşeye tatbik edilmesin. O şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husule gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbikle tecziye edilir. Meselâ, bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı düşüp başı kırılırsa müstahak olur. Çünkü, bu musibet o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır. İhtar Kaplan gibi hayvanların halal rızıkları, ölü hayvanlardır. Sağ hayvanları öldürüp rızık yapmak, şeriat-ı fıtriyece haramdır.   Mesnevi-i Nuriye | Katre | 64 Devamı

Ya Vehhab!

2008-06-11 02:11:00

    Ya Vehhab! Yokluğa sırf yok oldugu için varlık bahşedersinNankörlerin bile rızkını kesmez inkar edenlere bile nefes verirsinVarlığım senin lütfundur senin ihsanındırAciz varlığıma lütfunu ihsanını daim eyle. Devamı

Bu Zamanda Takva ve amel-i salih

2008-06-09 23:35:00

Aziz, sıddık kardeşlerim, Bugünlerde, Kur'an-ı Hakimin nazarında, imandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü'l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azime içinde amel-i salihin ihlasla muvaffakiyeti pek azdır. Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir. Hem, takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli âmâl-i salihadır. Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takvâyı esas tutup davranmak gerektir. Madem her dakikada, şimdiki tarz-ı hayat-ı içtiamiyede yüz günah insana karşı geliyor; elbette takvayla ve niyet-i içtinabla yüzer amel-i sâlih işlenmiş hükmündedir. Malûmdur ki, bir adamın bir günde harap ettiği bir sarayı, yirmi adam, yirmi günde yapamaz ve bir adamın tahribatına karşı yirmi adam çalışmak lazım gelirken; şimdi, binler tahrib... Devamı

Hayat Mertebeleri

2008-06-09 23:30:00

Birinci Sual: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar? Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler. Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir. İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, "makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat Bazen o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur. Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder. Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar. "Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-i Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek" -1- meâlindeki hadisin sırrı şudur ki: Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı ulûhiyete karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada, nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şa... Devamı

Ya Rahim!

2008-06-09 23:22:00

Ya Rahim! Öylesine rahimsin ki kulağını sözüme muhatap eylersinAklıma vahyinle tenezzül edersinÖylesine Rahimsin ki istendiğinde zaten verirsinİstenmediğinde de lütfedersinÖylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsinHak etmeyene bile çok bahsedersinÖyle Rahimsin ki dünyayı bu kadar güzel eylersinAhireti ondan daha güzel eylersinYa Rabbi! Korkudan emin eyle beniHüzünden azad eyle kalbimiAteşten uzak eyle beniHicrana düşürme kalbimi   Devamı

Ya Rahman!

2008-06-08 14:48:00

  Ya Rahman!   Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olurRahmetinden bir parıltı sonsuz mutluluğumdurRahmetinin bir damlası herkesin rızkına kefil olurŞu çorak gönlüme merhametini indirŞu fani ömrümü sonsuzluğa eriştir.   Devamı

Esma duası -Ya ALLAH (c.c)

2008-06-08 01:32:00

  Ya Rabbi! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimlerSen güzel isimlerini aşikar etmezsen ruhum karanlıkta kalırEsma’ül Hüsna’na şahit yaz beni. Allah(cc)!Sensin Allah(cc) sanadır kulluğumSendedir çarem seninledir varlıgımSeni arar ruhum seni anar kalbimBaşkasına değil sana muhtacımBaşkasını değil seni çağırırımBaşkası yaratılmıştır sen yaradansınBaşkası devamsızdır sen daimsin ve daim eyleyensinBaşkaları muhtaçtır sen ihtiyaçsızsın ihtiyaçları görensinBaşka ilah yok sen Allah(cc)’sınSen ki eşi benzeri olmayansınSen ki bütün eksiksiz sıfatların sahibisinCemaline çevir yüzümü başkasına rağbet ettirme kalbimi   Devamı

Sûre-i Ankebût

2008-06-08 00:31:00

Aziz, sıddık kardeşlerim, Evvelâ bu günlerde Sûre-i Ankebût'ta,     âyetini okurken birden şiddetli bir vehim geldi ki: "En zayıf hane örümceğin hanesidir. Allah'a şerik yapanlar faraza bilseler, yani imana gelmeyen Kureyş rüesâları eğer bilseler..." mânâsında olan bu âyetin belâğatine münasip bir vaziyet görülmedi. Birden, aynı zamanda Zülfikar-ı Mucizât-ı Ahmediye'yi tashih için açtım. Birden şu satırlar nazarıma ilişti: "Birinci hadise: Mânevî tevatür derecesinde bir şöhretle Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Ebu Bekir-i Sıddîk ile küffarın tazyikinden kurtulmak için tahassun ettikleri Gar-ı Hira'nın kapısında iki nöbetçi gibi iki güvercinin gelip beklemeleri ve örümcek dahi perdedâr gibi harika bir tarzda kalın bir ağ ile mağara kapısını örtmesidir. "Hattâ rüesâ-yı Kureyş'ten, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın eliyle Gazve-i Bedir'de öldürülen Übeyy ibni Halef, mağaraya bakmış. Arkadaşları demişler: 'Mağaraya girelim.' "O demiş: 'Nasıl girelim? Burada bir ağ görüyorum ki, Muhammed (a.s.m.) tevellüd etmeden bu ağ yapılmış gibidir.' "   Birden, bu âyet-i kerîmenin iki harfinde yani harflerinde bir mucize gördüm ki, benim vehmim yerine yüksek bir lem'a-i i'câz bildim. Şöyle ki: Sûre-i Ankebût Mekke'de nazil olduğu için, Kureyş'in imana gelmeyen reisleri Peygambere (a.s.m.) suikast edeceklerini ve o suikastın içinde en zayıf ve en küçük bir hayvan olan bir örümcek o reislerin o şiddetli hücumlarına karşı mukabele edip galebe edecek. Yani örümceğin hanesi olan ağ en zayıf bir perde iken, o kuvvetli reisleri mağlûp edeceğini göstermekle âyet diyor ki: "En zayıf bir hayvana mağlûp olacaklarını faraza bilseydiler, bu cinayete ve bu suikasta teşebbüs etmeyeceklerdi."  İşte âyetinde bir kelime ile bir mucize-i tarihiye gösterildiği gibi   Haşiye Mekke'de nazil olan bu sûrenin de, bu             ... Devamı